ağlamadım
Avuçlarıma düşen
İlkyaz yağmuruydu düşlerim.
Ağlamadım
Gözlerim takılı kaldı
saçlarındaki yıldızlara
kokuna sarıp sakladım
yıldızları
yıldızlara...
yesi
Avuçlarıma düşen
İlkyaz yağmuruydu düşlerim.
Ağlamadım
Gözlerim takılı kaldı
saçlarındaki yıldızlara
kokuna sarıp sakladım
yıldızları
yıldızlara...
yesi
Dolaşır ellerim
Tüm evreni
Gök
Yüzünde......
Öncel İpekçi
kapalıçarşı dudakların,kalabalık ve renkli
susma.Dilimde kurur kelimeler
biliyorum,olmayacak bir şey sana dirilmem
çocuk aklıma uyup ta yürüdüm meydanlarında
kapını çalıp kaçmaktı niyetim
bir satır başında birden karşına çıkmaktı
ve düşürmek kolunun altındaki cümleleri
olmadı.Ezberimde kaldın karıştırırken gülüşlerini
yoldan çıktım,sana düşüyorum
kurtarma beni.
Pelin Onay
Kulağımdan öptüğünde sen
çıkmaz bütün sokakları yeniden severdim;
yeniden severdim o eksik tutkuları,
kaybetmiş uğultuları;
yeniden severdim içinden eylül geçen
ve kimseye yaranamayan mevsimleri.......
Zaman sevgimizdi ve peşinden sürüklerdi hayatımızı,
yoksul,karanlık ve çarpık....
Öylesine rakiptik ki bu hayata,
o heyecen dolu buluşmalarımızda
mahvedecek ne çok şeyimiz varmış, diye düşünürdük......
Öylesine umutsuzca seviyorduk ki birbirimizi,
o kötü tanrı bile
acıyla gülümserdi bize....
Acıyla gülümserdi
ziyan olan aşkımıza
Kulağımdan öptüğünde sen
dünya kendisini seyrederdi bizde....
Kötülüğü oynayan tanrı kendisini seyrederdi;
o ziyan olan hayatımız bizi seyrederdi....
Bitmiyor bu hayat
ve sonu gelmiyor bu sonsuzluk acısının,
sonu gelmiyor insan acısının.......
Yoksa ben ister miydim
Öykülerde saklanarak yaşamak......
Sonsuzluğu
senin o kısacık ömrüne çevirmek istemez miydim?
Öyküler denizinin en dibinde
saklanmak ister miydim...
Ama ne zaman soluk almak için çıksam,
bitmiyor,bitmiyor bu hayat...
Yoksa bu karanlık sonsuzluğu
senin o kısacık ömrünle değiştirmek
istemez miydim....
Cezmi Ersöz
Bir saat altmış dakikadır değil mi? Bize öğretilen bu. Oysa ben biliyorum bir saatin her zaman altmış dakika etmediğini. Çoğu kez ayağına kocaman bir taş bağlanmış gibi ağır aksak ilerleyen saniyeler bana ihanet ettiler.Gözüm kadrana her takıldığında sanki daha bir hızlı dökülüyordu kum bekleyiş kavanozuna.Oysa biliyorlardı yüzyıllardır bu düşe uyandığımı. Çıkarttım karanlık geceliğimi bir kaç saatliğine güzel bir kızdan çaldığım yakamozdan elbisemi giydim.Saçlarımı tarayıp denizyıldızı taktım. Deniz kokusu sürdüm ellerime.Rüzgara uzattım ellerimi ,deli bir poyraza.Bildiğimi sandığım herşeyin sanrılardan oluştuğunu gördüm. İndirip gökyüzüne kadar uzanan kalkanlarımı, minik bir serçe gibi sığındım saçağıma. İçime kadar işledi güvenin huzuru.Ağaçlar arkasına saklanmış kimsesiz bir göl kıyısına bir iç çekiş gömdüm. Üç deniz kabuğu koydum üzerine yerini kaybetmeyeyim diye.Her an'ı anı'ya çevirmek için binlerce fotoğraf çekip yaşam evimin tavanarasındaki en gizli sandığa koydum. Bitince zaman ,dolunca kum saati düşlerin, uyanırken bıçak sırtı gerçeğe, bir içimin sancısını aldım yanıma birde ellerimdeki rüzgar kokusunu.....