dal
Yüreğinde bir dal yeşerttiysen eğer
Kızamazsın şimdi kuşlar konuyor diye
Cemre düştü
Mevsim bahara döndü
Rengim bahara
Hüzün yakışmıyor baharın rengine
sessizlik yakışmıyor.
Sessizlik başbaşayken güzel
Kelimelerin bittiği yerde.
Yüreğinde bir dal yeşerttiysen eğer
Kızamazsın şimdi kuşlar konuyor diye
Cemre düştü
Mevsim bahara döndü
Rengim bahara
Hüzün yakışmıyor baharın rengine
sessizlik yakışmıyor.
Sessizlik başbaşayken güzel
Kelimelerin bittiği yerde.
Günün birinde bir çölde iki kum tanesi karşılaşmış ve birbirlerini çok sevmişler uzun bir süre çok yakın olmuşlar.Birbirlerini yanlarında, canlarında olarak sevmeyi öğrenmişler.Derken bir rüzgar çıkmış kum tanelerinden biri yerinde kalırken diğeri biraz uzağa savrulmuş.Çok uzak değillermiş ama yinede göremiyorlarmış birbirlerini. Sevgileri hiç azalmamış yine sevmeye devam etmişler.Birbirlerine ulaştırabildikleri sesleriyle, haberleriyle yaşıyorlarmış ve artık görmeden seslerinde sevmeyi öğrenmişler.
Bir gün biri diğerine ''sevdamızın sonsuza erşmesi için aynı anda bir dilek dileyelim.'' demiş. İkisi aynı anda bir dilekte bulunmuşlar ve tam o sırada bir fırtına çıkmış. Bu kavuşmamız , sevdamızın sonsuza dek sürmesi olabilir diye ikiside kendilerini fırtınaya bırakmışlar. Gözlerini kapayıp fırtın dindiğinde sevdalarının yanı başında olmayı arzulamışlar.Fırtına o kadar kuvvetliymiş ki o güne kadar yerlerinden kıpırdamayan kumlar bile başka yerlere savruluyorlarmış.
Fırtına günlerce sürmüş kum taneleride ordan oraya savrulup durmuşlar. İkisinide bir sabırsızlık sarmış. Fırtına durmuyor aksine artıyormuş. Fırtına dinmek bilmedikçe onlarda sabırla sevmeyi öğrenmişler. Günler geçmiş sonunda fırtına durmuş gözlerini açtıklarında ikiside başka alemlerde bulmuşlar kendilerini. Bu fırtınanın onları birleştireceğine o kadar inanamışlar ki birbirlerini yanlarında bulamayınca yüreklerinde derin bir acı hissetmişler ve acıyla sevmeyi öğrenmişler Kendilerine birazcık geldiklerinde ikisi de bu fırtınayla başka başka yerlere savrulduklarını anlamışlar.Biran ölmek istemişler ama sonra birbirlerini hiç görmeden , mesafelere, engellere rağmen sevmeği öğrenmişler.''Eskisi gibi bağırsakta sesimiz ulaşamaz ki birbirimize'' demişler. İkiside yeni yerlerinde kimseyle konuşmamışlar ve yıllarca hep susmuşlar. Hep yeni bir fırtına ümidiyle birbirlerine ihanet etmeden beklemişler. Böylece umutla sevmeyi öğrenmişler. Yıllar geçmiş ama sevgileri hiç geçmemiş. Birbirlerinden hep umutlu olarak yaşamışlar. Bir gün ikisi de birbirlerinden habersiz aynı anda gözlerini kapamışlar ve kavuşmak için yeniden fırtına çıkmasını dilemişler. Beklemişler beklemişler ama fırtına bir türlü çıkmamış. Kendilerini tüm benlikleriyle fırtınaya bırakmak için oldukları yerde dönüp durmuşlar ama nafile küçük bir rüzgar bile çıkmamış.Sonunda durmuşlar ve gözlerini açmışlar. Sevdiklerinin sevdalarının yıllarca beklediklerinin tam karşısında durduklarını görmüşlerve her ikisi de yıllar önce diledikleri dileği anımsamışlar.Dilek şöyleymiş '' Allahım bizi birbirimize herşeyiyle sevmeyi öğrendiğimizde kavuştur. Öğle kavuştur ki sevdamız sonsuza erişsin.''Sonunda anlamışlar ki birbirlerinden çok uzaklarda geçirdiklerini sandıkları yılları aslında birbirlerinin yanıbaşında geçirmişler. Dileklerinin kabul olması için yılların geçmesi gerektiğini öğrenmişler çünkü onlar sevmeyi herşeyiyle öğrenmeyi dilemişler.
Dilekleri kabul olmuş umutla,acıyla,sabırla,yakında,uzakta...herşeyiyle sevmeyi öğrenip birbirlerine kavuşmuşlar.Sevmeyi bildikten sonra mesafeler,acılar, engeller,aylar,yıllar....asla sevdayı söndürmez ama sevmeyi bildikten sonra yanıbaşında ki sevdiğini bile yıllarca göremeyebilir insan.....
.........Bir şiirin içine sığındım ayrılıklar dinince haber verin.
Sarı sayfalarda adresi yok hüznümün
çobanların kavalından süzüldüm ve geçtim
tenime değmeden utandı yanık ezgiler
ah dilim...............ben sana ''seviyorum'' deme demiştim
yüksek sesli konuşmalar geceyi uyandırdığından beri uykusuzum
çelişkiler aşk'ın yolunu kesmiş
sen bana bakma ey saki...Demindeyin vedaların ve huysuzum.
seni, diline biber süremediğim yalancı anıların yanına koydum süt düşüm
kurallara uy konuşma
seslensende arkama dönüp bakmayacağım.
......hoyrat olma sevda,dokun ama hırpalama....kadınlığımdan utanmadım, midesiz yalanlardan utandığım kadar.......tutkunun kalbine kim sapladıysa bıçağ ıçeksin hemen, intikamım acı olur sonra , tat alamazsınız.......
rüzgar....! okşarken acıtıyorsun özlemleri
dilinde anlamını bilmediğim kelimeler var
öpüşlerinden akan kan efsunlu
kanım kaynıyor ateşimin altını kısın...
dibi delinince aldanışların,
küçük bir çocuk gibi inandığım sözler kıyıya vurdu,
gidip bakmadım,
gömdüm ihanetleri../....başında kimse ağlamasın.
dünde bıraktım saflığımı, acı(ya)madım.
......seviştikten sonra bile aynı bakabiliyorsa sevgilinin gözleri ruhuyla sevişmiş demektir.
aldanmak....her sevdanın dayandığı ibre
ki hiç bir zaman sevişmedik aslında
sadece bedenlerimize ninni söylettik gözlerimizi kapatmadan önce
temizledik akıttığımız ağdalı çoşkuları
sonrası uyanış. Gözler aynı bakmıyor sabahları
ey kıvrımlarının debisi çağlayan acuze
Kan(a)ma bu sefil tapınmalara
bedenimde uyu
gözlerimde uyan
içindeyim. Dışında olamayacak kadar.
......çığlık atan kavuşmaların dili tutuldu....herşey bir anda değişebiliyor, saç telinin rengi bile,.....koynundayım dalgaların,göğsümü gıdıklıyor sarnıçlarımdaki serseri çocukluğum. Gözyaşlarımı çekinmeden içti la minör haylazlıklar......açıldı göz kapaklarım....görüyorum.
tahrik oldu hırsım
soyunuyorum kalpazan bakışlardan.
Deli yanımı tuttun ey hayat....Lades......
Pelin Onay
biz iki yaban çiçeğiydik
kendi yarattığımız
dağların arasında kalan
derin uçurumda açan
ve kör bir inat uğruna
vazgeçip tüm mavilerden
birbirinden habersiz
birbirine ağlayan
''iki çocuk ''
aşkın kayıp gittiğini farkedemeyen avuçlarından
''İki yürek acemisi.''
onca zaman tutunup anılara
marquez yapıp hayata
direnen tüm yürek sızılarına
''iki sevda özürlüsü.''
hiç durmadan ağlasak şimdi
bağırsak avaz avaz bunca yıla
yoz diye dudak büktüğümüz sevda sözlerini
bıraksak kapılarımıza
beklesek limanları
''asi iki martı'' gibi
döner mi yeniden geriye
birlikte kuramadığımız hayatı taşıyan
gemi............
Yani ben umudum
Yani bilinen bir hayat,
Bilinen bir hayatta,
Açıklaması olmayan bir yolculuktum,
Belki taşınacaktı belki yaşanacaktı içimde aşklar,
Oysa ben hala aşkına pembe yanaklı bir çocuktum,
Çocukluktum yani,
Toprağın,
Tozun,
Rüzgarın ardına saklanan,
Sevdalarına sabah dokunuşlarını hapseden,
Bir suçluluktum,
Yani ben,
Bildiğin,
Umuttum,
Hasret kurgusu taşıyan buluşmalarda,
Avuçlarına,
Gözyaşı taşıyan yaralı bir kuştum,
Yüreği elinde binlerce beden arasında,
Bir sana,
Bir seni bende yaşayan aşkına tutulmuştum,
Yani gözlerin,
Yani ellerin,
Yani gecelerce sevdalısına ağlayan bütün özlemlerin,
Geride bıraktığı zamanlarına,
Çocukluğumdan koşturmuşum,
Ben umut,
Bilinen bir hayat,
Bilinen bir hayatta,
Bilmediğin bir mutluluktum.....
Birkan Askan
Uslanma hep deli kal
Büyüme sakın çocuk kal
Es deli deli böyle kal.
Son harmanında sevdanın
Tüken savrula savrula kal
Suçüstü bulmalı ölüm
Ölürken de sevdalı kal.....
Ertelenen sevdaların
Bedelini ödemiyor yaşam.
O zaman şimdi,
Sımsıkı tutup yüreklerimizi
Birkez daha yitirmemek için geleceği.
Suskunluğu bozmanın zamanı gelmedi mi?
Özlemek yetmiyor,
Özlemleri sıraya koymak gerek.
Hikayenin bu yerinde,
Varsayımlar üzerine kurulan gelecekte
Eğilmeden,
Bükülmeden varabilmek için hedefe
Kaçakçısı olmadan duyguların,
Yakalayabilirsek birlikteliği,
Bugünde bizim,
Yarında...
Tayfun Talipoğlu